C.B. Erdoğan’ın Yeni Ekonomi Politikası; Değişimin İlk İşaretleri

Tolga TURAN
TOLGA TURAN turantolga@gmail.com

 * Son ayların hareketli ekonomi ve finans gündemi nedeniyle daha önceleri umursamadığımız birçok kavramı sıklıkla duymaya başladık. Cari açık, cari denge, dış ticaret dengesi, örtülü faiz uygulaması, kur korumalı mevduat hesabı v.b. makro ekonomik göstergelerle ilgili kavramlar, takip ettiğimiz haber içeriklerinde ve hatta arkadaş sohbetlerimizde karşımıza çıkmaya başladı. Merak ettiğiniz pek çok konu ve kavram hakkında BB Akademi sayfalarımıza başvurabilirsiniz. Herkesin anlayabileceği bir dille açık ve özet bilgiler verilmeye çalışılmaktadır.

 2018-2019 Enflasyon ve Kur Baskısı

Aşağıdaki grafikte 2018 Nisan ayında politika faizinin %8 olduğu ve Haziran ayında başlanan faiz artırım kararları ile birlikte 2018 Eylül ayında %24 düzeyine çıkarıldığı görülebiliyor. Aynı dönemde Dolar döviz kuru 4,00 Lira’dan 6,50 Lira’ya kadar yükseliyor. TCMB politika faizini 2019 Haziran ayına kadar, yaklaşık 10 ay boyunca bu seviyede tutuyor. Bu dönemde Dolar kuru 5,20-6,10 aralığında değişim gösteriyor. Kur yükselişlerinin frenlendiği anlaşılıyor.

TCMB Politika Faizi Yıllara Göre Değişim Grafiği 2019-2020 Kovid-19 Ekonomisi

Ardından politika faizi 2020 Mayıs ayına kadar, 11 aylık bir süreçte yeniden %8,25’a indiriliyor. Bu süreçte kovid-19 salgınından kaynaklanan küresel ekonomik küçülmeye karşı kararlı bir duruş sergilenmeye çalışıldığı düşünülebilir. Kredi kullanma maliyetlerinin düşürülmeye çalışıldığı görülebiliyor. Aynı dönemde Dolar/Lira paritesi kısa bir süre 7 lirayı aşmış olsa da bu faiz indirimleri piyasalar tarafından sert bir tepkiyle karşılanmıyor.

Ne olduysa sonrasında olmaya başlıyor, 2020 Eylül ayında TCMB, dolar kurunun 8,50’yi aşması üzerine tepkilere dayanamayarak faiz artırımlarına başlıyor. Faiz artırımları ile birlikte 2021 Şubat’ında Dolar/TL yeniden 7 Lira altına gerilese de 2021 yaz ayları boyunca 8 Lira’nın üzerinde kalıyor

 

 2021-Yeni Ekonomik Modelin İlk Sinyalleri

2020 sonbaharında %8,25 olan faizler hızlı ve büyük adımlarla, 18 Mart 2021 tarihine kadar %19’a çıkarıldı. Bu faiz artırımları kurda olması beklenen gerilemeye neden olmadı. Bu sürecin neredeyse tamamı Naci Ağbal’ın TCMB başkanlığında yürütüldü. Açıkcası politika faizini arttırma enstrumanı etkisiz kalıyordu. Yatırımcılar döviz pozisyonlarını koruma ve güçlendirme yönünde hareket ediyorlardı. Daha yüksek faiz talepleri ise Merkez Bankası tarafında karşılık bulmadı. Birkaç ay öncesi, Eylül ayına kadar da TCMB %19 olan politika faizini değiştirmemişti.

 Döviz kurlarındaki bu spekülatif direncin politika yapıcılarımızı bir tercihe zorladığı düşünülebilir. Ya faizler artırılmaya devam edilecek ve ekonomik yavaşlama pahasına enflasyonda ve kurlarda bir gerileme umulacaktı, veya Türk lirası borçlanma ve kredi kullanımları düşük faizlerle özendirilecek ve zayıf lira yüksek kur dengesinin oluşmasına müsade edilerek, bu dengenin ekonomik büyümeye ivme kazandırması umulacaktı. 

 Uzak Doğu tedarik krizini fırsata dönüştürebilme gayretleriyle hali hazırda büyümeyi işaret eden makro-ekonomik göstergelerin, ikinci yolun tercih edilmesinde etkili olduğu düşünülebilir.

Merkez Bankası Görev Değişiklikleri

 20 Mart 2021’de TCMB Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınması, döviz kurlarındaki hareketlilik ve enflasyon beklentileri üzerinde olumsuz beklentilere yol açmıştı. Naci Ağbal'ın yerine Profesör Doktor Şahap Kavcıoğlu getirilmişti.

 Yakın tarihlerde, önceki iki Merkez Bankası Başkanı, Murat Uysal 7 Kasım 2020’de, Murat Çetinkaya ise 6 Temmuz 2019’da Naci Ağbal ile aynı akıbete uğramışlardı. Politika faizinin indirilmesi konusunda Cumhurbaşkanı ile ters düşmüş olmaları nedeniyle görevden alındıkları ileri sürülmüştü. Naci Ağbal’ın da görevden uzaklaştırılması TCMB’nin bağımsızlığı tartışmalarını yeniden su yüzüne çıkarırken politika faizinde indirimlerin başlayacağı yönündeki beklentileri de güçlendirdi. Bu beklentiler döviz kurlarındaki ateşi daha da körüklüyordu. 

 Murat Uysal’ın TCMB başkanlığından uzaklaştırılmasından 1 gün sonra Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak istifasını açıklamıştı. Naci Ağbal döneminde faiz arttırımları gerçekleştirildiği dikkate alındığında, öncesinde görev yapan Murat Uysal’ın faiz indirmeye yanaşmadığı için görevden alındığı iddiaları çok da gerçekçi görünmüyor. Aksine Murat Uysal döneminde faiz indirimleri sürecine tanıklık etmiştik. Murat Uysal’ın ekonomi ve finans çevreleri tarafından faizlerin yükseltilmesi yönündeki baskılar nedeniyle, faiz arttırmayı red ettiği için görevden alınmış olması daha muhtemel bir senaryo gibi görünüyor. 

İstifasından birkaç ay önce Hazine Bakanı Albayrak’ın Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’a, “Döviz kuru benim için hiç önemli değil. Hiç işin o tarafına bakmıyorum. Sanayi sağlam, üretim tarafı sağlam. Kur meselesinden en kârlı çıkan biz olacağız, çünkü artık kurun kontrolü bizim elimizde.” dediği ileri sürülmüştü. Bu iddia bazı basın organlarında yer bulmuş ve yalanlanmamıştı.

14 Ekim 2021 tarihinde Dolar kuru 9 Lira’yı aşmışken, bu defa da Merkez Bankası başkan yardımcıları Prof. Dr. Semih Tümen ve Dr. Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu üyesi Prof Dr. Abdullah Yavaş görevden alındı. Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevine Taha Çakmak, Para Politikası Kurulu Üyeliğine Prof. Dr. Yusuf Tuna atandı. Bu müdahaleler piyasa tarafından pek de olumlu karşılanmadı ve döviz yükselişini sürdürdü. 

 Devalüasyon İddiaları 

Zayıf Lira yüksek kur dengesinin piyasa dinamikleri içinde oluşması beklenirken ülke ekonomisinin gidişatı hakkında çok karamsar değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştı. Hükümet ve Merkez Bankası tarafından tatmin edici açıklamalar yapılmadığı için kur spekülasyonu şiddetlenerek devam ediyordu. 20 Aralık gecesine kadar yeni bir ekonomik pakete dair somut bir emare yoktu.

Döviz kurlarının bilinçli olarak yükseltildiğine dair komplo teorileri mahiyetinde iddialar ortaya atılmaktaydı. Öte yandan kurdaki yükselişlerin ihracat ve istihdam verilerini olumlu etkilemekte olduğuna dair görüşler ortaya atılıyor ve bu tür görüşler bazı bilim çevreleri ve finans piyasası temsilcileri tarafından şiddetli itirazlarla karşılanıyordu. Bazı çevreler kur yükselişlerine bilinçli ve örtülü bir devalüasyon maksadıyla göz yumulduğunu, eğer böyleyse bu sürecin ekonomik bir felaketle sonlanacağını ileri sürüyorlardı.

 Yaşanılan süreçte ekonomimizin ne kadar dolarize olduğu tartışılabilir fakat ekonomi yorumlarının büsbütün politize olduğu anlaşılabiliyor. Acil seçim çağrıları yapılmaya başlanmıştı. Elbette ekonomi politikaları genel politikalardan bağımsız düşünülemez ama gündelik siyasi çekişmelerin ülke menfaatleri ve yurttaşlık haklarının önüne geçmeye başlaması, bütün taraflar için özeleştiriye açık bir konu olarak hatıralarımızda yerini aldı. Hükümet, bürokrasi, muhalefet, iktisadi çevreler, ekonomi medyası ve bilim çevreleri dahil bütün tarafların; yönetimde saydamlık ve adalet, yurttaşların bilgi edinme ve denetimde söz sahibi olma hakları ve ülke menfaatleri arasında özenli bir denge kurabilmiş olmalarını dilerdik, ne yazık ki tam tersine başıboş ve kaotik bir gidişat hissiyatıyla kamuoyunda karamsarlık havası hakim olmaktaydı. 

 17 Ararlık, Asgari Ücret düzenlemesi bu havayı bir nebze olumlu etkilemiş olsa da kurdaki yükselişi durduramamıştı.

 TCMB’nin 6. Müdahalesi

 2021 Aralık ayı başında Dolar kurunun 13 lirayı aşması üzerine Merkez Bankası 7 yıl aradan sonra ilk kez döviz satışı yoluyla döviz kurlarına doğrudan müdahale etti. TCMB’nin 20 Aralık tarihindeki 6. müdahalesine kadar Dolar kuru 18,36 zirve seviyelerine ulaşmıştı. Ancak bu 6. müdahaleden sonra kur hareketlerinde kalıcı ve kayda değer bir geri çekilme gözlemlenebildi. Bu geri çekilmede TCMB müdahalesine paralel olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı dakikalarda açıkladığı önlem paketi ile ihracata dayalı ve istihdam sağlamayı hedefleyen yeni ekonomik modeli kamuoyu ile paylaşması, düşüşü hızlandırdı. Birkaç saat içinde Dolar Lira paritesi 11-12 lira düzeyine kadar gerilemiş oldu. 

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi politikalarında köklü bir değişime hazırlandığının ipuçları yıl içerisinde Merkez Bankası yönetiminde yapmış olduğu görev değişiklikleri ve faiz indirme çağrıları ile görülmeye başlanmıştı. Döviz kurlarındaki yükseliş eğilimine ve artan enflasyona karşın, gerek TCMB gerekse de hükümet ve hazine tarafı seyirci kalmakla suçlanmışlardı. Sonrasında Ağustos ayına kadar %19 düzeyinde tutulan politika faizi 4 aylık süreçte bütün eleştirilere rağmen %14 düzeyine kadar indirildi. Son haftalardaki anormal kur hareketliliği sonrası Cumhurbaşkanımız yaptığı açıklamalarla ilk ağızdan uygulanmaya başlanan yeni iktisadi politikaları ana hatlarıyla ilan etmiş oldu.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar