C.B. Erdoğan’ın Yeni Ekonomi Politikası, Konjonktür ve İstikrar

Tolga TURAN
TOLGA TURAN turantolga@gmail.com

TCMB politika faiz İndirimlerine devam edebilir mi, uluslararası gelişmeler Türkiye'de uygulanmak istenen yeni ekonomik modeli destekleyebilir mi, şartlar ne kadar uygun?  Zamanında yapılacak olsa bile genel seçimlere bir buçuk yıldan az süre kalmışken Erdoğan hükümeti kararlılık yönünden önemli bir sınav verecek. Yeni ekonomik modelin başarısı veya başarısızlığı elbette 2023 seçim sonuçları üzerinde belirleyici bir rol oynayacak. Eski yıla böyle sorular ve tartışmalarla veda ediyoruz, yeni yıl umarız ülkemiz için güzel yanıtlar verir.

Döviz krizinin soğumaya başlamasıyla hükümet kanadından daha kararlı ve daha iyimser açıklamalar geliyor. 2022'de atılacak somut adımlardan, destek paketleri ve birçok konuda yeni düzenlemelerden söz ediliyor.

Yarınlarımız hakkında iyimser veya kötümser olmamız farketmez, kimse birkaç ay sonra iktisadi durumumuzla ilgili somut öngörülerde bulunamıyor. Dolar kaç para olur, faizler daha düşer mi, altın ne olacak, sektörel gelişmeler, çarşı pazarda fiyatlar nasıl olacak?

Açıkcası herkes aklının bir köşesinde bu belirsizlikle bilinçli veya bilinçsiz olarak meşgul olmakta. Çünkü yapacağımız yüklü bir market alış verişinden tutalım, tatil planlarımıza, evlilik ve hatta çocuk sahibi olmak gibi hayati kararlarımıza kadar ülkede değişmekte olan iktisadi ortamın bize neler hazırladığını bilmek, en azından tahmin edebilmek istiyoruz. İş dünyası açısından durumun vehametini buradan hareketle daha doğru kavrayabiliriz.

Bu yüzden iktisadi yorumlarda, teorilerde, tartışmalarda hep “istikrar” sözcüğünü duyarız. Bir yıl sonra, birkaç yıl sonra, hatta bazı uzun vadeli kararlarımızı alırken on yıllar sonra, fiyatların, döviz kurlarının ve faizlerin hangi düzeylerde seyredeceğini aşağı yukarı tahmin edebilmek, bir öngörü sahibi olabilmek isteriz.

Bilimin Bilimselliği, İktisadi ve Politik Ortam, Konjonktür

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var, her ne kadar matematik ve istatistik temelleri çok sağlam olsa da “İktisat Bilimi” davranış değişiklikleri ve karar alma süreçlerini anlamaya yönelik beşeri bir bilimdir. İktisat biliminin, ekonomi ve finansın bu özelliği nedeniyle yapılacak çalışmalar, analizler ve değerlendirmeler coğrafyadan coğrafyaya, dönemden döneme, çağdan çağa farklı sonuçlar arz edebilir. Çıkar gruplarının çatışan menfaatleri nedeniyle, bir tarafın lehine manüplasyona (kasti yönlendirmelere) açık ve daima politik bir boyutu da vardır. Ekonomi üzerine konuşan, yorum yapan, söz sarfeden herkes bilerek ya da bilmeyerek bir çıkar grubunun menfaatlerini dillendirir. Çünkü hemen her şey iktisadi hayata dahildir. Hemen her iş ve oluşun iktisadi bir boyutu da vardır.

 Örnek vermek gerekirse vergi oranlarının artırılmasının iktisadi büyümeyi olumsuz etkileyeceğine dair genel bir görüş hakimdir. Ekonomi bilimi ideal koşullarda böyle söyler, ama koşullar neredeyse hiçbir zaman o kadar da ideal değildir. II. Dünya Savaşı sırasında aşırı yükseltilen vergi oranlarına rağmen savaş ekonomisi ABD’nin ekonomik büyümesine katkı yapmış ve vergi oranlarının küçülme etkisi çok sınırlı kalmıştı.(*1). ABD’de işsizlik II. Dünya Savaşı öncesinde %25’lerde iken savaşın hararetlenmesi ile birlikte %10’a kadar düşmüştü.(*2).  Erkeklerin askere alınmış olması, bu nedenle kadınların istihdama daha fazla katılması, ekonominin Büyük Bunalım sonrasında toparlanma döneminden geçiyor olması gibi pek çok yan etken de bu duruma katkı yapmıştı. 

 Özetle iktisadi politika tercihlerinde zamanlama çok önemli bir etken. Covid-19 salgınının bir süre daha etkisini koruyacağının anlaşılması, omicron varyantıyla birlikte artan endişeler, Çin ekonomisindeki içeriye doğru büyüme stratejisinin ülkemiz için yaratabileceği fırsatlar ve tehditler, dış ilişkilerimizde sorunlu olduğumuz ülkelerle normalleşme sinyalleri… Bunlar ve daha pek çok etken ihracata dayalı büyüme stratejimizin çalışabileceğini düşündürmekte. Elbette birlikte gelen riskler de dikkate alınmalı.

Evdeki Hesap

 Merkez Bankası koronavirüs salgınının ekonomik etkilerinin hissedilemeye başlandığı 2020’nin ilk aylarında bile her toplantısında faiz indirme yönünde kararlar alıyordu. Salgının küresel etkileri ve kapanma dönemlerinin bilançosu yükselen enflasyon ve fiyat istikrarsızlığı olarak karşımıza çıkmaktaydı. Borçlanmayı kolaylaştırmak hem durgunluğu aşabilmek için, stagflasyondan kaçış için, hem de borçlu olanları rahatlatabilmek için bir zorunluluktu.

 O dönemde düşük faizle kullanılan kredilerin bile kısmen döviz cinsinden pozisyonlara dönüştüğünü tahmin etmek zor değil. Yaraların sarılması, kur risklerinden korunabilme çabaları, kur getirilerinden faydalanma iştahı, amaç ne olursa olsun Lira’dan kaçış sürmekteydi.

 Cumhurbaşkanımız ve ekonomi kurmayları salgın ekonomisi sürecinde bütün dünya ülkelerinin yapmaya çalıştıkları gibi ekonomiyi soğutmama yönünde adımlar atmaya özen gösterdiler. Anlaşılan o ki salgın dönemi kapanmalar sonrası küresel fırsatları da göz önünde bulundurarak hız kesmemeyi tercih ettiler. Kısa vadede cari açıkta iyileşme ve çift haneli büyüme oranı olarak olumlu ve cesaret verici sonuçları gözlemlemekteyiz.

Çarşıdaki Hesap

 2021 Eylül ayında dolar 8,50 liranın üzerindeyken Merkez bankası faiz indirme kararı aldı ve bu 3 aylık süreçte politika faizini %14’e indirmiş oldu. Bu oran hala Türkiye ekonomisinin son 10 yılında, ekonominin olağan akışı içerisinde görmeye alışık olduğumuz ortalama %7,5-%8 politika faiz oranının neredeyse 2 katı düzeyinde. 

 Bu nedenle TCMB’nin politika faizini daha da aşağılara çekme gayreti içinde olacağı düşünülebilir. Birkaç ay politika faizi sabit tutulsa bile yeniden indirime gidilmeye başlanması hiç de şaşırtıcı görülmemeli. Piyasalar tarafından bir öngörüde bulunabilmek için takip edilecek en önemli veri olarak elbette enflasyon verisi gözlemlenecek.

Yazara Ait Diğer Yazılar